BIST 100 12.264,76 %0,94 Altın 6.644,87 ₺/gr %0,48 Bitcoin $83.261 %0,08 Dolar 49,37 ₺ %0,13 Euro 55,29 ₺ %0,41 Sterlin 65,45 ₺ %0,40 Gümüş 95,91 ₺/gr %0,28 Ethereum $2.498,49 %1,80 İsviçre Frangı 59,32 ₺ %0,36 Kanada Doları 34,67 ₺ %0,36 Avustralya Doları 34,46 ₺ %0,40 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 13,15 ₺ %0,09 BAE Dirhemi 13,45 ₺ %0,08 Rus Rublesi 0,59 ₺ %0,50 Çin Yuanı 7,38 ₺ %0,13
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Makaledetay

Herkes Çok Meşgul, Peki Kim Gerçekten İş Yapıyor?

Yorumlar

Son yıllarda iş dünyasında dikkatimi çeken bir konu var. Herkes çok yoğun. Telefonlar susmuyor, e-postalar bitmiyor, toplantılar arka arkaya geliyor. Gün sonunda herkes yorulmuş oluyor.

Peki, bütün bu yoğunluğun sonunda ne değişiyor?

Bence üzerinde düşünmemiz gereken asıl konu bu.

Çünkü çok çalışmakla sonuç üretmek aynı şey değil.

İş hayatında yıllardır edindiğim tecrübeler bana şunu gösterdi: Bazen en çok çalışan görünen ekipler, en önemli sorunları çözmek için en az zamanı ayıran ekipler olabiliyor.

Toplantı yapıyoruz ama karar alabiliyor muyuz?

Bir sorun ortaya çıkıyor. Toplantı yapıyoruz. Konuyu değerlendiriyoruz, fikirlerimizi paylaşıyoruz. Sonra yeni bir toplantı planlıyoruz.

Aradan günler geçiyor ama sorun hâlâ yerinde duruyor.

Hepimiz iş hayatında benzer örneklerle karşılaşmışızdır.

Elbette toplantı yapmak gerekiyor. Planlama yapmak, rapor hazırlamak ve ekipler arasında koordinasyon sağlamak da işin bir parçası. Ancak bunların hepsi bir amaca hizmet etmeli.

Benim için önemli olan toplantının kaç saat sürdüğü değil, sonunda hangi kararın alındığıdır.

Bir toplantıdan sonra herkes kendi işine dönüyor ama ortada somut bir adım yoksa orada bir şeyleri yeniden düşünmek gerekiyor.

Bazen daha fazla konuşmaya değil, daha net kararlar almaya ihtiyacımız var.

Herkes kendi görevini yapıyor ama sonuç neden alınamıyor?

Şirketlerde sık karşılaştığımız başka bir durum daha var.

Bir iş için birçok kişi sorumluluk alıyor. Herkes kendi bölümünü tamamlıyor. Ancak işin bütünü istenen sonucu vermiyor.

Sorulduğunda ise herkesin söyleyecek bir cevabı oluyor:

“Ben kendi görevimi yaptım.”

Peki, sonuç?

Bence yöneticilikte asıl mesele tam da burada başlıyor. Sadece görev dağıtmak yetmiyor. Yapılan işin bir bütün olarak ne ürettiğine de bakmak gerekiyor.

Satış ekibi müşteriyle görüşüyor olabilir. Teknik ekip sorunları çözüyor olabilir. Pazarlama ekibi kampanyalar hazırlıyor olabilir.

Ancak bütün bu çalışmalar müşteriye, şirkete veya işin sürdürülebilirliğine katkı sağlamıyorsa kendimize bazı sorular sormalıyız.

Doğru işi mi yapıyoruz, yoksa bize verilen işleri tamamlamakla mı yetiniyoruz?

Bu iki yaklaşım arasında ciddi bir fark var.

Teknoloji her şeyi hızlandırıyor, işler neden hâlâ yetişmiyor?

Bugün yapay zekâdan otomasyona kadar birçok imkâna sahibiz. Eskiden saatler süren işleri çok daha kısa sürede tamamlayabiliyoruz.

Bu önemli bir avantaj.

Ancak bazen teknolojiyle kazandığımız zamanı yine gereksiz işlerle dolduruyoruz. Daha fazla e-posta gönderiyor, daha fazla rapor hazırlıyor ve daha fazla toplantı yapıyoruz.

Yani hızlanıyoruz ama her zaman ilerleyemiyoruz.

Bence şirketlerin dijital dönüşümde kendilerine sorması gereken temel soru şu:

Bu teknoloji bize gerçekten ne kazandırıyor?

Sadece daha hızlı çalışmamızı mı sağlıyor, yoksa müşteriye daha iyi hizmet vermemize, maliyetleri azaltmamıza ve daha doğru kararlar almamıza da yardımcı oluyor mu?

Bir sistemi kullanıyor olmakla o sistemden verim almak aynı şey değil.

Teknolojiye yatırım yapmak elbette önemli. Ancak asıl mesele, o yatırımı doğru bir iş anlayışıyla destekleyebilmek.

Müşterinin beklediği şey bizim ne kadar yoğun olduğumuz değil

İşin bir de müşteri tarafı var.

Müşteri için şirketimizin kaç toplantı yaptığı, kaç rapor hazırladığı veya kaç kişinin yoğun çalıştığı önemli değil.

Müşteri, aldığı hizmetin karşılığını görmek istiyor. Bir sorun yaşadığında çözüm bekliyor. Bir söz verildiğinde yerine getirilmesini istiyor.

Aslında konu bu kadar basit.

Bazen şirket içinde çok büyük emekler harcandığını görüyoruz. Ancak müşteri aynı sorunu tekrar tekrar yaşamak zorunda kalıyorsa bu emeğin sonuçlarını yeniden değerlendirmek gerekiyor.

Müşteriyi memnun etmek için daha fazla çalışmak kadar, aynı sorunun neden sürekli yaşandığını anlamak da önemli.

Çünkü kalıcı başarı, yalnızca sorunları çözmekle değil, mümkün olduğunca tekrar etmelerini önlemekle geliyor.

Peki, ne yapmalıyız?

Bence önce iş yapma biçimimizi biraz sadeleştirmeliyiz.

Her toplantının bir amacı, her raporun bir karşılığı, her hedefin ölçülebilir bir sonucu olmalı.

Çalışanları yalnızca ne kadar meşgul olduklarına göre değil, ne kadar değer ürettiklerine göre değerlendirmeliyiz.

Yöneticiler olarak kendimize de aynı soruları sormalıyız. Gün içinde kaç işle ilgilendiğimizden önce, hangi önemli sorunu çözdüğümüze bakmalıyız.

Bir de şu gerçeği unutmamalıyız: Bazen bir işi daha fazla kişiye dağıtmak yerine, süreci baştan sona gözden geçirmek çok daha iyi sonuç verir.

Her soruna yeni bir görev, her aksaklığa yeni bir toplantı eklemek zorunda değiliz.

Bazen çözüm, işleri artırmak değil, gereksiz olanları ortadan kaldırmaktır.

Son söz

İş dünyasında rekabet her geçen gün artıyor. Teknoloji gelişiyor, müşteri beklentileri değişiyor ve şirketlerden daha hızlı hareket etmeleri bekleniyor.

Bütün bunların ortasında çalışma biçimimizi sorgulamak zorundayız.

Çünkü bir şirketin başarısı yalnızca ne kadar büyüdüğüyle, kaç kişiyi istihdam ettiğiyle veya ne kadar teknoloji kullandığıyla ölçülmez. Bunların yanında, ortaya koyduğu değere ve sorunları çözme becerisine de bakmak gerekir.

Benim düşüncem şu: Daha fazla çalışmak elbette önemli. Ancak ne için çalıştığımızı bilmek çok daha önemli.

Günün sonunda kendimize dürüstçe bir soru soralım:

Bugün gerçekten bir şeyleri değiştirdik mi, yoksa sadece bütün gün meşgul müydük?



Bu Yazıyı Puanla

5/5 (1 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Ferdi

Ferdi Karabey

<p> </p> <p><br /> <br />  </p>

Tüm Yazılarını Gör