Sessiz Bir Aktörün Büyük Sınavı: Numan Kurtulmuş ve Türkiye’nin Yeni Eşiği
Bazı siyasi süreçler vardır; manşetlerde en çok görünenler değil, masanın etrafındaki sandalyeleri doğru yere koyanlar tarihin seyrinde daha kalıcı bir iz bırakır.
Türkiye’nin son dönemde yaşadığı ve kamuoyunda farklı isimlerle tartışılan “açılım” ya da “Terörsüz Türkiye” sürecine biraz da bu açıdan bakmak gerekiyor. Çünkü böylesine hassas bir meselenin yalnızca siyasi iradeyle değil, aynı zamanda Meclis zemininde karşılıklı konuşmayı mümkün kılacak bir akılla yürütülmesi gerekiyordu. İşte tam bu noktada Numan Kurtulmuş’un rolü öne çıkıyor.
Kurtulmuş’un belki de en önemli başarısı, süreci yalnızca iktidar partisinin siyasi projesi görüntüsünden çıkarıp TBMM’nin ortak zemini haline getirme çabası oldu. 5 Ağustos 2025’te çalışmalarına başlayan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun başkanlığını üstlenen Kurtulmuş, daha ilk toplantıda meselenin Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren tarihî bir dönemeç olduğunu vurguladı. Bu tercih önemlidir.
Çünkü Türkiye’de yıllardır güvenlik ekseninde tartışılan bir meseleyi bu kez parlamenter siyaset, temsil ve müzakere eksenine taşımak kolay bir iş değildir. Hele ki aynı masada birbirinden taban tabana farklı siyasi görüşlere sahip aktörler oturuyorsa…
Kurtulmuş burada bir “taraf” olmaktan çok, masayı ayakta tutan bir “meclis başkanı” rolünü tercih etti.
Komisyonun yaklaşık yüzde 95’lik seçmen kitlesini temsil edecek şekilde geniş bir siyasi katılımla oluşturulmasına dikkat çekmesi de bu yaklaşımın göstergesiydi. Kararların nitelikli çoğunlukla alınması ve bugüne kadar alınan kararların ittifakla ilerlemesi, sürecin yalnızca sayısal çoğunluğa yaslanmaması açısından dikkat çekiciydi.
Kurtulmuş’un burada yaptığı şey aslında siyasetin en zor ama en az alkışlanan işlerinden biri: herkesin konuşabileceği bir zemin kurmak.
Nitekim süreç ilerledikçe güvenlik ve istihbarat boyutunun da Meclis’te ele alınmasını sağlayan toplantılar gerçekleştirildi. Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı ve MİT Başkanı’nın komisyona yaptığı sunumlar, meselenin yalnızca siyasi sloganlar üzerinden değil, devletin güvenlik perspektifiyle de ele alınmasına imkân verdi.
Bu, Kurtulmuş’un yaklaşımındaki başka bir özelliği gösteriyor: romantik bir siyaset yerine kontrollü bir siyaset.
Çünkü böylesine kırılgan bir süreçte başarı, en yüksek sesle konuşmak değildir. Bazen başarı, en fazla insanın aynı masada kalmasını sağlamaktır.
Kurtulmuş’un komisyon toplantılarındaki dili de bu açıdan dikkat çekiciydi. Sürecin “hassas”, “kritik” ve “kırılgan” bir aşamaya geldiğini vurgularken, meseleyi siyasi polemiklerin günlük ritmine teslim etmemeye çalıştı.
Ve nihayet süreç yalnızca bir komisyon çalışması olarak kalmadı.
2026’da hazırlanan raporun Meclis gündemine taşınması ve ardından Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel Kurulu’nda 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesi, sürecin siyasi tartışmadan yasama zeminine geçtiğini gösterdi. Kurtulmuş da bu sonucu tek bir partinin değil, Türkiye’nin başarısı olarak nitelendirdi.
Elbette bu süreçte başarıyı yalnızca bir kişiye mal etmek doğru olmaz. Türkiye’nin böylesine kapsamlı bir dönüşümünde siyasi partilerden güvenlik bürokrasisine, Meclis’ten topluma kadar pek çok aktörün rolü var.
Fakat Kurtulmuş’un özgün katkısını da görmezden gelmemek gerekiyor.
Çünkü tarih bazen karar verenleri, bazen de kararların alınabileceği ortamı hazırlayanları hatırlar.
Numan Kurtulmuş’un bu süreçteki rolü ikinci kategoriye daha yakın görünüyor.
Siyasi kariyeri boyunca farklı siyasi geleneklerden geçmiş, hükümette ve parti yönetiminde önemli görevler üstlenmiş bir ismin Meclis Başkanlığı makamında böylesine hassas bir süreci yönetmesi, kişisel siyasi tecrübenin kurumsal bir göreve nasıl dönüşebileceğinin de örneği.
Bugün geriye dönüp bakıldığında asıl mesele belki de şudur:
Türkiye, onlarca yıllık bir sorunu çözmeye çalışırken yalnızca yeni bir siyasi sayfa açmadı; aynı zamanda çözümün yöntemini de değiştirmeye çalıştı.
Silahın yerine siyaseti, çatışmanın yerine müzakereyi, kapalı kapıların yerine parlamentoyu koyma iddiası taşıyan bu yöntemin başarılı olup olmadığını zaman gösterecek.
Ama bu sürecin Meclis çatısı altında konuşulabilir hale gelmesinde Numan Kurtulmuş’un üstlendiği rol, şimdiden siyasi tarih açısından kayda değer.
Çünkü bazen devlet adamlığı, tarihin önüne geçmek değil; tarihin geçebileceği yolu açmaktır.
Kurtulmuş’un asıl başarısı da belki tam olarak burada yatıyor.
Belki; beni bu yazım sonrası yanlı olduğumu düşüneceksiniz ama ilerleyen yıllarda bu yazımdan dolayı beni daha iyi anlayacağınıza eminim, saygılarımla.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (2)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Levent Peşker
<p>Suça Sürüklenen Çocuklar ve Adaletin İnce Çizgisi</p> <p>Son yıllarda Türkiye’de çocukların karıştığı suç haberlerini çok daha sık görmeye başladık. Sosyal medyada birkaç...
Tüm Yazılarını Gör