Beklemeyi Unuttuk mu?
Eskiden bir fotoğrafın basılmasını, mektubun gelmesini, sevdiğimiz dizinin gelecek haftaki bölümünü, bir plağın veya kitabın çıkmasını, şehirlerarası telefon görüşmesini bile beklerdik. Bugün ise sipariş aynı gün gelsin, film hemen açılsın, mesajın cevabı birkaç dakika içinde gelsin istiyoruz. İnternet sayfası iki saniyede yüklenmezse sinirleniyoruz.
Teknoloji bize zaman kazandırdı ama o kazandığımız zamanı gerçekten kullanıyor muyuz, yoksa yalnızca daha fazla şeyi daha hızlı tüketmek için mi kullanıyoruz?
Kendimize sormamız gereken asıl soru şu olabilir: Beklemek hayatımızdan çıkarken, sabretme yeteneğimizi de mi kaybettik?
Her şeyi çabucak tüketmek ve devamlı isteklerimize bir karşılık aramak çağımızın önlenemez duygularından oldu. Web sitelerinde bile artık sonsuz kaydırma teknikleri kullanılıyor. Haber de okusanız, magazin de takip etseniz sürekli size sunulan birçok alternatif var. Eğer bulduklarınız ilginizi çekmezse parmağınızı aşağı doğru kaydırmaya devam ediyorsunuz. Ta ki dikkatinizi çekecek bir şey bulana kadar…
Mesela mektup yazma konusunu ele alalım. Geçmişte gönderilen mektubun ardından beklemek ne kadar naif bir duyguymuş. Yazıyorsunuz bir emek harcıyorsunuz. Belki defalarca yazıyor sonra yırtıp atıyorsunuz. Sonunda duygularınızı daha net ve istediğiniz gibi ifade ettiğinizi düşünerek mektubunuzu bitiriyorsunuz. Sonrasında postaneye gidip bir pul satın alıyorsunuz. Ve sonrasında pulu yapıştırıp mektubunuzu posta kutusuna atıyorsunuz. Oradan ayrılırken yan gözle posta kutusunun ne sıklıkta açıldığını ve mektubunuzun gönderdiğiniz yere ne zaman ulaşabileceğini tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Halbuki bugün ulaşmak istediğiniz kişi dünyanın neresinde olursa olsun adeta bir klavye mesafesinde. Günümüzde mektubun elektronik yollarla iletilenine e-posta veya mesaj diyoruz. İngilizcede kısmen adını e-mail olarak korusa da mektup kelimesi neredeyse artık tarihe gömülmek üzere. Yani mektup kelimesinin yerini neredeyse tamamen mesaj kelimesi aldı. Bilgisayarlardaki email gönderildi animasyonları bile zamana karşı yarışan bir posta hizmeti imajını yansıtıyor. Artık mektubun romantizmi, merak yaratan içeriği, fiziki olarak görünümü önemli değil. Tamamen içeriği ve konusu ön plana geldi. Düşünsenize sevgilinizden bir mektup gelmiş. Zarfın rengi pembe, üzerindeki yazılar sanki bir kaligraf elinden çıkmışçasına özenli ve özgün. Zarfı yırtmadan yapıştığı yerden açarsınız. O da ne? Zarfın içinden mektubu çıkarırken burnunuza sanki çiçek kokuları geliyor. Çünkü sevgiliniz içine parfüm de sıkmış. Mektubu özenli bir şekilde zarftan çıkarırken içine özenle konmuş bir kurutulmuş çiçek gözünüze çarpar. Hatta belki bir resim…
Bugünün genç jenerasyonu anlattığım bu mektup açma ritüelini garip bulacaktır. Halbuki o zarflar, mektuplar, içeriğindeki kurutulmuş çiçekler, resimler yıllarca hatıra olarak saklanacaktır. Bir mektup gönderdiğinizde onun karşı tarafa ulaşıp ulaşmadığını beklemek, sonrasında bir cevap verilmesini ummak insana ayrı bir heyecan, bir umut verirdi. Bugün ise gelen kutusunda okunmayı bekleyen birçok mesaj (mektup) var. Birçoğumuzun mesaj uygulaması üzerinde kırmızı renkte uyarı içeren yüzlerce okunmamış mesajı olduğunu biliyorum. Bir mesaj okunduğunda hemen okunmuşlar dosyasına aktarılıyor. Ve bir süre sonra depolama alanını meşgul ettiği için silinebiliyor. Halbuki eski mektuplar bir kutu içinde onlarca yıl bir köşede sizin tekrar tekrar okumanızı beklerler.
Geçmişte bir dizi izlerken dizinin en heyecanlı yerinde bölüm bittiğinde bir hafta nasıl bekleyeceğiz diyerek hayıflanırdık. Hatta hafta içinde insanlar dizinin karakterleri hakkında dedikodu yaparlardı. Ve dizide haftaya beklenmeyen sürprizler olurdu. Bugün ise dijital platformlarda bir oturuşta bir sezonun tüm bölümlerini izleyebiliyoruz. Tüketiyoruz ve bir sonraki gelsin diyoruz. İşte insanı en çok rahatsız eden nokta da bu; tüketim toplumuna vahşi bir şekilde dönüşmüş olmamız. Dr Richard Kimball’ın sonraki hafta komiser Gerard’dan nasıl kaçabileceğini merak eden bir izleyici profilinden tembelce geçirilecek bir hafta sonunda birkaç tane diziyi bitiren jenerasyona geldik.
İsteklerin hemen karşılanması insanlardaki sabır anlayışını her geçen gün hızla değiştiriyor. Yaşlı jenerasyonun aşırı sabırlı olmasına hiç dikkat ettiniz mi? Ellerinde elektrik veya su faturasıyla saatlerce ödeme kuyruklarında beklemeleri geçmişten gelen bir alışkanlık. Fatura ödemek için uzun kuyruklarda beklediğimiz günlerden, birkaç saniyede yapılan mobil ödemelere kadar geldik. Elbette kimse o kuyrukları özlemiyor. Ama hayatın birçok alanında bekleme süresi kısaldıkça, beklemeye tahammülümüzün de azaldığı görülüyor.
Ne yazık ki sabırsızlık konusu trafikte, metroda, sosyal hayatın her noktasında önümüze çıkıyor. Sıra beklenen yerlerde insanların homurdanması hatta bazılarının kendilerini akıllı sayıp diğer insanların haklarını gasp etmeleri artık doğal bir sürece dönüşüyor.
Beklemeyi unutmak başta garip bir ifade gibi gelebilir. Ama beklemenin yarattığı heyecan ve umudu yaşayanlar aslında beklemenin de hayatın bir parçası olduğunu bilirler. Bu nedenle sabırla ilgilendikleri konunun sonuçlanmasını beklerler. Belki de insana beklediği bir sonucu almaktan çok, o sonucu beklerken yaşadığı bilinmezlik daha fazla heyecan veriyor olabilir. Çünkü bazen beklemek, ulaşacağımız şeyden önce bize umut etmenin tadını yaşatır.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Alper Tunga Dost
Alper Tunga Dost, Türk bir romancı, deneme yazarı ve insanlarla çevresindeki dünyayı ömür boyu gözlemleyen bir kişidir. Mühendislik ve su arıtma sektöründe uzun bir uluslararası...
Tüm Yazılarını Gör