Kötülük Normalleşti mı?
Bugün bir dostumla öğle kahvesini yudumlarken ona -biraz da utana sıkıla- artık gündemi fazla takip etmek istemediğimi söyledim. Haberci olan dostum biraz yadırgadı haklı olarak. Sonuçta sen, ben takip etmezsek kim takip edecek? Hatta takip bir yana, bunları kim yorumlayacak dedi. Sonuçta gündem dediğimizde aklımıza hemen siyaset ve çevresinin haberleri geliyor. Siyaset sürekli gözünüze sokulurcasına yapılınca sıkmaya başlıyor. Ben bıkkınlıkla gündemi takip etmekten sıkıldığımı söyleyince arkadaşım siyaset yapmak ve siyaseti takip etmek arasındaki farkın altını çizdi. Yine de ne yalan söyleyeyim haber bültenleri başladığında insanın sabrını, sinirini kontrol etmesi zorlaşıyor. Önünde sonunda zaplıyor ve geçiyorsunuz.
12 Eylül askeri darbesi sonrasında tek kanal olarak yayın yapan TV haber programlarında her dakika Kenan Evren’i konuşurken izlerdik. Siyasi haberler 12 Eylül öncesinde de aynıydı. Ecevit şunu dedi, Demirel bunu dedi şeklindeydi. Ülkede somut elle tutulur bir şey yapıldığının haberini almaktan çok suni bir gündem ve kayıkçı kavgası gibi tartışmalara şahit olurduk. Bugün durum çok da farklı değil. Üstelik seviye ciddi şekilde çok aşağılara kadar indi. Bizler eski siyasetçilerin nükteli ve kibar eleştirilerine alışık bir nesil olarak bugünün siyasi ikliminden kuşkusuz çok rahatsız oluyoruz. Ve belki her gün geçmişteki siyasilere büyük haksızlık yaptığımızı düşünüyoruz. O zamanlar bir siyasetçi karşı görüşe sahip bir başka liderden bahsederken başına mutlaka sayın kelimesini eklerdi. Bugün ise isim bir yana lakap takmalar, alaycı ifadeler birbirini kovalıyor.
Ben küçükken babam haber bültenlerinde sinirlenip kapat şu televizyonu derdi, garipserdim. Sonraları özel TV kanalları çıkmaya başlayınca durum değişti. Uzaktan kumanda çıkana kadar birçoğumuz uzaktan kumanda görevi yapmışızdır. Bu kez de değiştir şu kanalı yine kan beynime sıçrıyor demeye başlamıştı. Bugün düşünüyorum da değişen pek bir şey yok. Yine zam haberleri, devlet soygunları, hak-hukuk-adalet sorunsalı ekranları dolduruyor. Sonunda kanal değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. Ama kaçış yok. Nereye giderseniz aynı yüzler yine karşınıza çıkıyor.
İşin kötü tarafı bir kadın cinayeti veya çocuk tacizi olayı halka gittikçe sıradan bir haber hüviyetinde sunulmaya başlandı. Bu haberler, siyasi çekişmelerin yanında ikinci plana itiliyor gibi. Halbuki insana dair suç haberleri tüm detayları ile gündemde kalmalı ki her şey aydınlığa kavuşsun. Düşünün bir genç kadın öldürülüyor kamuda çalışan birçok görevli bu cinayeti örtmek şüphesi altında kalıyor. Gülistan Doku soruşturmasında ailesinin avukatı, delillerin gizlendiği ve görevin kötüye kullanıldığı iddiasıyla 108 kamu görevlisi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bu suç duyurusu, dile getirilen iddiaların kanıtlandığı anlamına gelmiyor. Yine de böyle bir dosyanın haber gündeminde ne kadar süre kalabildiğini düşünmeden edemiyorum. Bu acı olaydan kaçımızın haberi oldu? Veya ne kadar süreyle kamuoyunu meşgul edebildi?
Bir bürokratın sorumlu olduğu görev esnasında yaptığı yolsuzluk, finansal açıdan bilgisiz kitleleri gerçekleşmesi imkânsız vaatlerle dolandıran finans kuruluşları sürekli bültenlerde yer alıyor. Ve her olayın ardından yapılan klasik açıklamalar; olay bütün detaylarıyla araştırılmaktadır. Failler en kısa sürede adalete teslim edilecektir. Aslına bakarsanız olayın detayından çok hangi siyasi gücün başarısızlığı sonucu oluştuğu günlerce tartışılıyor. Ama mağdurların yarasına merhem olan bir gelişme olmuyor. Bir suçlama, bir gerilim ve sonrası soğuyan gündemin başka bir konusu.
Bu olayların benzerleri Amerika’da veya bir başka Avrupa ülkesinde bir Amazon veya Netflix dizisi olabilecek senaryo tadında şekillenebilirken bizde sadece ana haber bülteninde bir sonraki haber bombası patlayana kadar eriyor gidiyor. 2021’de Norveç Meclis Başkanı Eva Kristin Hansen’in, Oslo’ya 29 kilometre uzaklıktaki evi olduğu hâlde meclis konutundan yararlandığı ortaya çıkmıştı. Tepkilerin ardından meclis başkanlığı görevinden ayrılacağını duyurdu. Düşünebiliyor musunuz Norveç’te bu haber değeri taşıyan bir olaydı ve Norveç basını bu haberi günlerce tartıştı. Bugün bile kötü bir örnek olarak tartışılıyor. Bizde ise neyi tutarsan elinde kalıyor. En çok güvenmek istediğimiz kamu görevlileri sürekli bizleri hayal kırıklığına uğrattığı halde gündemde pek uzun kalamıyor.
Durum böyle olunca insanın kapat şu haberleri diyesi geliyor. Yine benzine zam gelmiş, et fiyatları yükseliyor, fileler dolmuyor. Açıklanan enflasyon rakamlarına baktığımızda sokaktaki durumla örtüşmediğini görüyoruz. Yani bize sunulanın gerçekle pek ilgisi yok. İnsan bunu fark ettiğinde TV karşısında kaybettiği zamanın bir işe yaramadığını ve daha da kötüsü bu haberlerin kendisini aptal yerine koyduğunu hissediyor. Haklı olarak buna dayanabilmek pek mümkün değil.
Sonuçta sürekli bu tip haberleri izlediğinizde kötü haberlere alışmaya başlıyoruz. Adeta her şey gittikçe normalleşiyor. Yani bir adamın ayrılmak istediği kadını şehrin orta yerinde kurşuna dizmesi veya kursa diye gönderilen bir çocuğun gittiği yerde defalarca tacize uğraması gittikçe normalleştiriliyor. Hatta korkarım yakında siyasilerin atışmaları ve yolsuzluk haberlerinden arta kalan zamanda ekrana hava durumu gibi bir tablo çıkararak bugün katledilen kadın sayısı, taciz edilen çocuk sayısı, itlaf edilen hayvan sayısı veya toplam dolandırılmaya maruz kalınan tutar diye bir özet haber tablosuyla karşılaşabiliriz.
Bu durumda insan şu soruyu sormadan edemiyor: Kötülük normalleşiyor mu? Ve her geçen gün biz de bu normalleşmeye ayak uydurarak bunun bir parçası mı oluyoruz?
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Alper Tunga Dost
Alper Tunga Dost, Türk bir romancı, deneme yazarı ve insanlarla çevresindeki dünyayı ömür boyu gözlemleyen bir kişidir. Mühendislik ve su arıtma sektöründe uzun bir uluslararası...
Tüm Yazılarını Gör