BIST 100 14.235,83 %1,60 Altın 6.744,90 ₺/gr %0,36 Bitcoin $77.870 %0,41 Dolar 48,65 ₺ %0,04 Euro 56,20 ₺ %0,04 Sterlin 65,67 ₺ %0,06 Gümüş 99,33 ₺/gr %0,43 Ethereum $2.511,74 %0,10 İsviçre Frangı 59,48 ₺ %0,05 Kanada Doları 34,98 ₺ %0,03 Avustralya Doları 34,69 ₺ %0,11 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 12,95 ₺ %0,02 BAE Dirhemi 13,25 ₺ %0,02 Rus Rublesi 0,57 ₺ %0,24 Çin Yuanı 7,25 ₺ %0,01
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Makaledetay

Bir Türküye Sığınan Tarih: Reji

Yorumlar

Tarihçiler geçmişi araştırır; fakat toplumun neyi hatırlayacağına yalnız tarihçiler karar vermez. Müfredat, siyaset, kültür, medya ve bazen de toplumsal suskunluk, geçmişin hangi bölümünün görünür kalacağını belirler. Bu durum, farklı siyasi anlayışlara sahip iktidarların göreve geldiklerinde hangi olayların nasıl anlatılacağına karar vermelerine de yol açar. Bir dönemde vatan haini olarak anılan birinin başka bir dönemde kahraman ilan edilmesi gibi...

Bir olayın geçmişte yaşanmış olması, tarihte hak ettiği yeri almasına yeter mi? Tarih, yaşananları yalnızca kronolojik bir sırayla kaydetmek midir? Yoksa olayları birbirinden ayırmadan, bütün yönleriyle ve mümkün olduğunca tarafsız biçimde aktarmak mıdır?

Burada önce üç kavramı birbirinden ayırmak yararlı olur: geçmiş, tarih ve toplumsal hafıza.

Geçmiş, gerçekten yaşanmış olayların tamamıdır. Tarih, bu olayların belgelerden hareketle araştırılması ve yorumlanmasıdır. Toplumsal hafıza ise bir toplumun geçmişten hatırladığı, konuştuğu ve sonraki kuşaklara aktardığı bölümdür. Bu üçü hiçbir zaman bütünüyle örtüşmez. Geçmişte yaşanan her olay tarih kitaplarına girmez; tarih kitaplarına giren her olay da toplumun hafızasında aynı ağırlıkla yer almaz.

Peki, her hafta sosyal hayat üzerine bir şeyler yazmaya çalışan ben, neden bu hafta tarihçi kesildim? Elbette uzmanı olmadığım bir konuda ahkâm kesmek istemem. Bu nedenle aşağıda değineceğim konu hakkında ayrıntılı bir araştırma yaptığımı, akademik çalışmalardan ve farklı kaynaklardan yararlandığımı özellikle belirtmek isterim.

Aslında klavyenin başına geçtiğimde yine toplumsal bir konuya dikkat çekmek düşüncesindeydim. Fakat yakın geçmişimize ait tarihsel gerçeklerin sürekli farklı yorumlanması ve her kuşağa başka biçimde sunulması beni böyle bir yazı yazmaya yöneltti. Öyleyse tarih konusunda kime, neye ve nasıl güveneceğiz?

Geçtiğimiz baharda katıldığım kültürel bir gezide, Buca’nın yakın geçmişindeki Levanten yaşamını incelerken bazı tarihsel gerçeklerle yüzleştim ve kelimenin tam anlamıyla şaşkına döndüm. Osmanlı döneminde yabancılara tanınan ayrıcalıkları, kapitülasyonları ve benzeri hakları tarih kitaplarında okumuştum; ancak Reji Dönemi hakkında hiçbir bilgim yoktu.

Eminim şimdi birçok okurum, “Neymiş bu Reji?” diyecektir. İtiraf edeyim, bu kelime bana da ilk duyduğumda hiç tanıdık gelmemişti. Dilimizde “Reji” diye telaffuz edilen bu adın neyi ifade ettiğini gelin birlikte inceleyelim:

Société de la Régie co-intéressée des tabacs de l’Empire Ottoman

Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödeyemez hâle gelmesinin ardından tütün üretimi, alımı ve ticareti üzerindeki geniş yetkilerin yabancı sermayeli bir şirkete bırakıldığı 1883–1925 arasındaki tekel sürecine Tütün Rejisi Dönemi deniyor. Bir ülkenin tarihinde kırk iki yıl boyunca varlığını sürdürmüş; köylünün tütün ekip ekemeyeceğine, ürününü kime ve hangi şartlarda satacağına müdahale etmiş, silahlı kolcular çalıştırmış yabancı sermayeli bir şirketi neden ellili yaşlarımın sonunda tesadüfen öğrendiğimi düşünmeden edemiyorum.

Bu yaşıma kadar sigara içmedim; içilen ortamlardan da mümkün olduğunca uzak durdum. Ancak kişisel tercihim ne olursa olsun, tütünün o dönemde Osmanlı ekonomisi açısından son derece önemli bir gelir kaynağı olduğunu göz ardı edemem. Öyle ki tütünden elde edilen gelirler, devletin dış borçlarının ödenmesinde kullanılmak üzere yabancı alacaklıların denetimine bırakılmıştı.

Ortaokul yılları çok geride kaldı. Yine de lise tarih derslerinden bazı anlatılar hâlâ hafızamızda: Osmanlı’nın zaferleri ve görkemli yükselişi, ardından gerileme ve dağılma süreci; sonrasında ise yıkılmış bir imparatorluğun külleri üzerine kurulan genç Cumhuriyet... Tarih kitaplarına baktığımızda bu anlatının uzun yıllar boyunca benzer cümlelerle tekrarlandığını görürüz. Buna karşılık bazı önemli konular birkaç paragrafa sığdırılarak geçilmiştir. Düyûn-ı Umûmiye’nin adı tarih derslerinde geçse bile bu kurumun gündelik hayatta ne anlama geldiği, özellikle Reji İdaresi’nin köylünün tarlasına ve geçimine kadar uzanan etkisi çoğumuzun hafızasında yer etmedi. Bunun asıl sebebi olayların büyük ölçüde kırsalda yaşanması mıydı, yoksa tarih öğretiminin bu ayrıntıları ikinci plana itmesi miydi, bilemiyorum.

Bugüne kadar bilmediğim bu ayrıntıları daha iyi anlayabilmek için önce Reji dönemine nasıl gelindiği sorusunu cevaplamak gerekiyor. Kısaca özetlersek, Osmanlı Devleti, 1875’te borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı. 1881’de Muharrem Kararnamesi ile Düyûn-ı Umûmiye kuruldu. Tütün gelirleri, borçların tahsilinde kullanılmak üzere yabancı alacaklıların denetimine girdi. 1883’te yabancı sermayeli Reji Şirketi kuruldu. Şirket, tütün üretimi, alımı, işlenmesi ve iç satışı üzerinde geniş tekel yetkileri elde etti. Bu düzen 1925’e kadar sürdü.

Peki, beni bunları yazmaya iten neydi? Osmanlı Devleti’nin güç kaybettikçe emperyalist devletlere taviz vermek zorunda kaldığını zaten biliyorduk. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığını büyük ölçüde kaybeden bir imparatorluğun ardından, bağımsız bir devlet kurabilmek için büyük bir Kurtuluş Savaşı verdik. Ancak beni asıl üzen, kendi topraklarımızda yabancı sermayeli bir şirketin silahlı kolcular çalıştırabilmiş olmasıydı. Reji dönemi boyunca kolcular, kaçakçılar, köylüler ve güvenlik kuvvetleri arasında çok sayıda silahlı çatışma yaşandı. Bu çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı bazı kaynaklarda 20 bin, bazılarında ise 90 bine kadar çıkarılıyor. Ancak ölenlerin tamamını kapsayan resmî bir kayıt bulunmadığından bu rakamlar kesinlik taşımıyor. Kesin olan, Reji düzeninin binlerce insanın yaşamını yitirdiği uzun ve kanlı bir çatışma dönemine yol açmış olmasıdır.

Peki, bu saldırılar ve işlenen suçlar cezasız mı kaldı? Arşiv kayıtları, kolcuların bütünüyle yargı dışında olmadığını gösteriyor. Burak Altunsoy’un arşivlere dayanan çalışmasında “Reji Kolcularının İşledikleri Suçlar”, “Halkın Reji Kolcularını Hükûmete Şikâyetleri” ve “Reji Kolcularına Verilen Cezalar” başlıklarının ayrı ayrı incelenmesi, bazı kolcuların soruşturulduğunu ve cezalandırıldığını ortaya koyuyor. Buna rağmen şirketin gücü, yetki karmaşası, kırsal bölgelerdeki denetimsizlik ve delil yetersizliği nedeniyle bütün suçların etkili biçimde cezalandırıldığını söylemek mümkün değil.

Sözün özü, Osmanlı Devleti bir dönem borçlarını ödeyebilmek için en önemli gelir kaynaklarından biri olan tütün üzerindeki geniş yetkileri yabancı alacaklıların çıkarlarını temsil eden bir şirkete bırakmak zorunda kalmıştı. Şirketin bu kaynağı korumak amacıyla istihdam ettiği silahlı kolcular ise zamanla ülke içinde bir güvenlik gücü gibi hareket etmeye başlamış ve kontrol edilmesi güç bir yapıya dönüşmüştü.

Aynı düzenin bugün ülkemizde birebir yaşanması zor görünse de yakın coğrafyamıza baktığımızda bazı ülkelerin doğal ve ekonomik kaynaklarının dış güçlerin etkisi altında bulunduğunu, hatta yabancı silahlı unsurların bu ülkelerde faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Öyleyse tarihten ders almak adına Reji’nin bu yönlerini neden tarih kitaplarında yeterince göremedik? Neden böylesine önemli bir tarihsel olay toplumun ortak hafızasına giremeden yalnızca belirli araştırmaların içinde kaldı? Üstelik bu toplumsal trajedinin izleri türkülerimize kadar yansımışken...

Hepimiz Muğla’nın Bodrum yöresine ait meşhur Çökertme türküsünü biliriz. Yörede “Halil’im” adıyla da anılan türkü, Halil Efe, İbram Çavuş ve Çakır Gülsüm çevresinde gelişen trajik bir olayı anlatır. Hikâyenin farklı anlatımları bulunmakla birlikte, yaygın rivayete göre Halil Efe tütün kaçakçılığı yapmakta ve dönemin kolcularıyla karşı karşıya gelmektedir. Yazımın sonuna yaklaşırken türkünün bu konuyla doğrudan bağlantılı bölümünü paylaşmak istiyorum:

Gidelim, gidelim Halil’im, Çökertme’ye varalım.

Kolcular gelirse Halil’im, nerelere kaçalım?

Teslim olmayalım Halil’im, aman kurşun saçalım.

Burası da Aspat değil Halil’im, aman Bitez Yalısı.

Ciğerime ateş saldı, aman kurşun yarası.

Kaynak kişi: Rüştü GÜR

Belki de kutlama gecelerinde kartal gibi kollarını açarak piste çıkan ve Çökertme oynayan dostlarım, bu türkünün hangi dönemin izlerini taşıdığını bilmiyordu. Ben de yakın zamana kadar bilmiyordum. Artık en azından türkünün içindeki “kolcular” sözü kulağımıza eskisi gibi gelmeyecek. Bu yazıyı yazma amacım da tam olarak buydu.

Reji, tarihsel belgelerde ve akademik çalışmalarda yer almasına rağmen toplumun büyük bir bölümünün hafızasında yok. Umarım bu yazı, geçmişimizin fazla bilinmeyen bu dönemine yönelik küçük de olsa bir merak uyandırır. Çünkü tarihten ders çıkarabilmek için önce bize yeterince anlatılmamış bölümlerini öğrenmemiz gerekir.

Ben Reji’yi ellili yaşlarımın sonunda öğrendim. Benden sonra gelenlerin öğrenmek için bu kadar beklememesi gerektiğini düşünüyorum.



Bu Yazıyı Puanla

5/5 (2 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu