BIST 100 12.980,11 %2,29 Altın 6.818,06 ₺/gr %0,70 Bitcoin $81.689 %1,72 Dolar 48,81 ₺ %0,06 Euro 56,06 ₺ %0,00 Sterlin 65,35 ₺ %0,03 Gümüş 103,51 ₺/gr %0,41 Ethereum $2.657,22 %3,12 İsviçre Frangı 59,32 ₺ %0,05 Kanada Doları 34,83 ₺ %0,16 Avustralya Doları 34,80 ₺ %0,15 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 12,99 ₺ %0,04 BAE Dirhemi 13,29 ₺ %0,08 Rus Rublesi 0,58 ₺ %0,03 Çin Yuanı 7,29 ₺ %0,06
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Makaledetay

Sen mi Düzelteceksin?

Yorumlar

Bir yanlış karşısında sesimizi çıkardığımızda duyabileceğimiz en tanıdık cevaplardan biri bu. İlk bakışta bizi boşuna yorulmaktan koruyan bir tavsiye gibi geliyor. Fakat biraz düşününce sormadan edemiyorum: Herkes birbirine bunu söylerse, neyin düzelmesini bekliyoruz?

Bazen üstüne vazife olmayan kişilere uyarı mahiyetinde ‘Sen karışma, senin üzerine vazife mi?’deriz. Keşke yaşadığımız tartışmalı olaylara karşı tutumumuzu ayarlarken de bu denli kararlı bir yönlendirici gibi davranabilsek. Bir başkasına nasıl davranacağını öğütleyebileceğimiz kadar biraz da olaylar karşısında kendi duruşumuzu gözden geçirsek…

Dikkat ediyorum; insanlar bazen bir olay karşısında kendileri tepki vermek yerine başkasının öne çıkmasını bekliyor. Bir anlamda kendilerini olayların merkezine atmaktansa bir başkasını ortaya doğru itiyor. Örneğin metroda ayaklarını karşı koltuğa atmış, insanların ayakta durmasını umursamadan oturan şehir eşkıyasına doğrudan uyarıda bulunmak yerine yanınızdakilere ‘Bak görüyor musun adamın yaptığını?’ diyerek yandaş toplamaya ve insanları bu adama bir uyarı yapmaya yönlendirmeye çalışıyoruz. Adamın davranışlarına bakıldığında pek de tekin biri olmadığı belli. O yüzden direkt muhatap olmak istememenizi anlayabilirim. Zira böyle biriyle kimse muhatap olmak istemez. Ama diğer yandan teyzenin fısıldaması da kulağınıza geliyor; ‘Aman oğlum sen mi düzelteceksin bunları?’

Toplum içindeki davranışlarıyla etrafına rahatsızlık veren insanlar her ne kadar toplum tarafından dışlansa da -özünde- acaba bundan rahatsız mıdırlar? Bu yüzden mi bu davranış bozukluğu içindeler? Aslında tam da yumurta-tavuk nedensellik paradoksuna verilebilecek bir örnek diyebilirim. Adam dışlanıyor çünkü toplumun garipsediği davranış biçimlerinde hareket ediyor. Ama diğer yandan adam da toplum tarafından dışlandığı için inadına topluma aykırı davranış biçimlerini kullanıyor. Yani her iki taraf da sertleştikçe sonuçları daha da sert bir hal alıyor.

Bugünkü konumuz tabii ki insanların neden topluma aykırı davrandıklarının analizi değil. Esas sorumuz, bu davranışlara müdahale ederek bir sonuç alıp alamayacağımız. Yani etrafımızda ‘Bırak kardeşim bunlarla uğraşma sen mi düzelteceksin?’ diyenler haklı mı, değil mi?

Toplumun, kişiyi dışlamak yerine rahatsızlığını uygun bir biçimde dile getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani toplum dışlamak yerine rahatsızlığını anında belli etmeli. Ancak bu şekilde aykırı davranan yaptığının karşılıksız kalmayacağını anlayabiliyor. Bir diğer yandan garip de olsa uyarılan kişi belki de insanların onu birey olarak görüp önemsemesini, uyarmasını içten içe anlayabilir. Çünkü tam tersi durumda tamamen yokmuş gibi davranarak dışlanmak herhalde en ağır ceza olurdu. Uzmanlar somut bir reaksiyon göstermenin tamamen o yokmuş gibi davranmaktan daha insanca olduğunu söylüyor. Bu tip insanlar bir ömür boyu ailede, sokakta, çevrede zaten dışlandıkları için toplumun bu tip tepkilerini pek takmayacaklardır.

Olayı biraz daha derinlemesine inceleyelim. Metrodaki adama direkt olarak ‘Kardeşim ayaklarını oradan indirir misin? Bak ayakta duran bir sürü insan var’dediğinizi varsayalım. Alacağınız reaksiyon basitçe üç şekilde olacaktır. İlkinde sizi umursamayıp aynı şekilde oturmaya devam edebilir. İkincisinde uyarınızı dikkate alıp ayaklarını indirebilir. Üçüncüsünde ise ‘Sana ne kardeşim, istediğim gibi koyarım ayaklarımı!’ diyerek sert bir karşılık verebilir. Herhalde kimse üçüncü tip bir davranış ile karşılaşmak istemez. Özellikle toplum içinde bu şekilde terslenmeyi herkes kabullenemeyebilir. Ve durum karşılıklı bir öfke patlamasına dönüşebilir. Artık sorun bu duruma doğru yönleniyorsa sonucunun ne olabileceğini kestirmek pek kolay olmuyor. Eğer bundan 20 yıl önce böyle bir durumla karşılaşsaydık metro kabininde bulunan birkaç kişinin de desteği ile bu terbiyesize gerekli cevap verilebilirdi. Ama günümüzde yanınızda kimsenin kalmadığını gördüğünüzde benim bu yazım aklınıza gelmeli… Herkes arkasını dönecek ve siz bu densiz ile karşı karşıya kalacaksınız. Ve yanınızda oturan o teyze yine kendi kendine söylenecek; ’Ah oğlum/kızım sana demedim mi ben? Bunları sen mi düzelteceksin?..’

Ne yapalım bu durumda? Öylece olayları akışına bırakarak yolumuza mı gidelim? Yoksa bizi rahatsız eden bu duruma dur mu diyelim? Kuşkusuz bu bir tartışma konusu.

İnsanların günümüzde zerre kadar tahammülü ve birbirine saygısı kalmadı. Trafikte, apartman yaşantısında, iş yaşantısında, her yerde, her gün birbirimizin yaşamına müdahil oluyoruz. Birbirimizin özgürlük alanlarına giriyoruz. Ve bunda çok da rahatsız edici bir detay bulmuyoruz. Geçenlerde bir arkadaş anlattı. Arkadaşım Vespa’sıyla tek yönlü sokaktan ana caddeye çıkmak üzereyken bir araç, ters yönden sokağa girerek önüne çıkmış. Çarpışmamak için ikisi de son anda durabilmişler. Arkadaşım adama seslenmiş; ‘Kardeşim bu sokak tek yön görmüyor musun?’ Adam da pişkince cevaplamış: ‘Sen benim geldiğimi görmüyor musun?’Yani küçük bir araç kullananın, haklı olsa bile kendisine yol vermek zorunda olduğunu düşünüyor. Nazikçe camdan ‘Pardon haklısınız benim gözümden kaçmış’ demesi tamamen her şeyi çözecekken bir de üste çıkmaya çalışması toplumca ne yöne doğru gittiğimizin somut bir delili gibi. Her gün haberlerde bu tip tartışmalar sonucunda birbirini vuran bir sürü insan görüyoruz. Sizce bu adama neden böyle bir davranış içinde olduğunu söylemeli ve onu eğitmeye çalışmalı mıyız?

Bu noktada metrodaki teyzeye hak vermiyor değilim. ‘Sen mi düzelteceksin?’ Bunu söyleyenlerin kaygısını kısmen haklı buluyorum. Yine de toplumun rahatsızlığını uygun bir biçimde dile getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Toplum içindeki davranışlarımızı inceleyip yorumlarken bir de insanların topluma karşı olan sorumluluklarını düşündüm. Bu sorumluluklarını gerçekleştirirken vicdanlarının mı yoksa egolarının mı sesini dinlemekteler? Yani bir siyasinin veya belediyecinin rüşvet alması, bir milletvekilinin menfaatleri doğrultusunda ilkelerinden vazgeçerek parti değiştirmesi veya daha tutucu davranan bir çevreye girebilmek için muhafazakâr gibi görünmeye çalışması. Peki bunlara ne diyelim? Bunlar da topluma aykırı davranış yapısı içindeler. Onlara da birkaç kelime ile yaptıklarının doğru olmadığını söyleyebilen yok. Acaba karşılaştığınızda bunu yüzlerine söyleyebilseniz kendilerine bir çeki düzen verirler miydi?

Yazıma başladığımda erdemli davranmanın, yanlış yapana gerekli uyarıyı yapmanın gerekliliğinden bahsetmeyi planlıyordum. Ama geldiğim noktada ben de biraz umutlarımın örselendiğini görüyorum. Acaba gerçekten insanlar uyarılarak doğru yola sokulabilirler mi? Kuşkusuz bu kısmen mümkün.

Terbiye ailede başlar. İnsanlara saygı göstermeyi ve toplumsal kurallara uygun davranmayı insan önce evinde, ailesinde öğrenir. Bir yanlış yaptığında ebeveynleri hemen uyarır ve onu doğru davranış şekline yönlendirir. Ama bunun bir de tersini düşünün; hayatları tamamen hırsızlık üzerine kurulu bir ailede dürüstlükten ve saygıdan bahsedebilmek mümkün müdür? İnsanları dolandıran, evleri soyan bir ebeveyne sahip çocuk ahlaklı olarak gelişebilir mi? Yanlış davranışların normal, hatta bir maharet gibi sunulduğu bir ortamda çocuğun dürüstlüğü öğrenmesi zorlaşmaz mı? Belki burada çok uç bir noktadan örnek verdim. Tabii ki hırsızlığı meslek edinmiş bir aile marjinal bir örnek olabilir. Ama her gün medyada, TV platformlarında kolay yoldan zengin olan veya bankaları soyan çetelerin methiyelerini içeren filmlerle karşılaşmıyor muyuz? Çocuklarımız bunları izleyerek büyümüyor mu? Belki bizler kendimizce çok ahlaklı ve doğru bireyleriz ama çocuklarımızın ahlaken gelişmesinde payımız nedir? Okul, yakın arkadaş çevresi ve sosyal medya bundan ne derece sorumlu? Şu anda bazı ülkelerde sosyal medya kullanım yaşı üzerinde ciddi tartışmalar var. Mayıs 2026’da alınan bir meclis kararıyla ülkemizde de sosyal medya kullanım yaşı 15 ile sınırlandırılıyor. Kısmen doğru bir adım olsa da TV’deki diziler ve sokaktaki örnekler onları yeterince olumsuz yönde yönlendirmiyor mu?

Yani bana sorarsanız bizler eskiden büyüklerimizin uyarılarını dikkate alan ve onlardan çekinen bireylerdik. Şimdi ise çok farklı bir dönem yaşıyoruz. Ortak yaşamın kurallarını hatırlatan bir söz bile bazen kişisel bir saldırı gibi algılanabiliyor. İnsan da karşılaşacağı tepkiyi düşünerek susmayı tercih edebiliyor. Ne yazık ki bu gibi durumlarda rahatsızlıklarınızı bir kenara atıp olayı görmezden gelmeniz bekleniyor. Toplum artık bu yoğun temposu içinde sadece kendi önceliklerine yoğunlaşıyor ve yaşananlar doğrudan kendisi ile ilgili değilse kesinlikle konuya dahil olmak istemiyor.

‘Sen mi düzelteceksin?’ diyenlere artık hemen karşı çıkamıyorum. İnsan kendini tehlikeye atmak istemeyebilir; bunu anlıyorum. Ancak doğrudan tartışmaya girmemekle yapılanı olağan kabul etmek arasında bir fark var. Bazen bir görevliye bildirmek, bazen uygun bir yoldan şikâyet etmek, bazen de haksızlığa uğrayanın yanında durmak mümkün. Herkesi düzeltemem. Yine de kendi payıma ne yapabileceğimi düşünmekten vazgeçmek istemiyorum.



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu