BIST 100 12.270,18 %0,17 Altın 6.542,72 ₺/gr %0,76 Bitcoin $84.735 %0,34 Dolar 49,18 ₺ %0,08 Euro 55,40 ₺ %0,02 Sterlin 65,36 ₺ %0,02 Gümüş 95,40 ₺/gr %0,92 Ethereum $2.686,28 %0,93 İsviçre Frangı 59,37 ₺ %0,38 Kanada Doları 34,51 ₺ %0,16 Avustralya Doları 34,22 ₺ %0,43 Japon Yeni 0,00 ₺ %0,00 Suudi Riyali 13,10 ₺ %0,18 BAE Dirhemi 13,39 ₺ %0,08 Rus Rublesi 0,59 ₺ %0,38 Çin Yuanı 7,33 ₺ %0,20
Foto Galeri Video Yazarlar
Anasayfa Makaledetay

Görmek için Ne Kadar Uzaklaşmak Gerekiyor?

Yorumlar


Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir internet haberi beni düşündürdü. İki uzay görevinde toplam 178 gün uzayda kalan NASA astronotu Ron Garan, Dünya’ya uzaktan bakmanın insana neleri fark ettirdiğini anlatıyordu. Söyledikleri bana her gün gözümüzün önünde olan şeyleri ne kadar görebildiğimizi sorgulattı.

Şöyle bir düşünelim: Bir astronot 400 kilometre yukarı çıktığında Dünya'ya bakıyor. Haritalarda çizdiğimiz siyasi sınırları göremiyor. Ekonomiyi göremiyor. Borsaları, şirketleri, servetleri göremiyor. İnsanların uğruna hayatlarını harcadıkları statüleri göremiyor. Gördüğü şey yalnızca incecik bir atmosferin içinde yaşayan tek bir sistem. 

Peki biz aşağıdayken neden bunun tam tersini görüyoruz?

Garan, ISS (Uluslararası Uzay İstasyonu) penceresinden baktığında şimşekleri, kutup ışıklarını ve Dünya'nın ışıldayan biyosferini gördüğünü anlatıyor. En çok etkilendiği şeylerden biri atmosferin inanılmaz derecede ince görünmesi. Bu ince tabakanın Dünya'daki bütün canlıları hayatta tuttuğunu fark ettiğini söylüyor. Ardından çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor: “I saw an iridescent biosphere teeming with life. I didn't see the economy.” Türkçesiyle: “Yaşamla dolup taşan, ışıldayan bir biyosfer gördüm. Ekonomiyi görmedim.” Yani Garan kâğıt üzerinde görünen sınırlar, ekonomik bölgeler ve ülkelerden çok, dünyanın kaynaklarını, denizleri, ormanları ve ışıl ışıl yaşam enerjisi içeren bir ekosistemi gözlemlemiş.  İnsan yapımı sistemlerin gezegenimizin yaşam destek sistemlerini küresel ekonominin bir alt unsuruymuş gibi ele aldığını ve uzaydan bakıldığında bunun bir yalan olduğunun açıkça görüldüğünü ifade ediyor. Daha da açarsak astronotumuz “Bir yalanı yaşıyoruz” diyor.

Nasa astronotu yaygın öncelik sıralamasını -halihazırda genelin düşünme biçimini- şöyle özetliyor: Ekonomi → Toplum → Gezegen. Bunun yerine gerçek bağımlılık ilişkisinin ise: Gezegen → Toplum → Ekonomi sıralamasıyla olması gerektiğini savunuyor. Çünkü ekonomi toplum olmadan, toplum da onu yaşatan biyosfer olmadan var olamaz. Kendi ifadesiyle ekonomi, toplumun; toplum da biyosferin bir alt sistemidir. Eğer çevremiz yoksa kaynaklarımız yok, kaynak yoksa ekonomi de yoktur. Zaten kaynaklarımızı doğru yönetemediğimiz için tükenişe doğru gittiğimizi hemen hemen tüm bilim insanları söylemiyor mu? Bu gerçekleri uzaya çıkmadan görebilmek mümkün değil mi? Şöyle bir kafamızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda birçok ipucu ile karşı karşıya geliyoruz. Şehirlerimizde azalan yeşil alanlara, betonlaşan yüzeylere ve su kaynakları üzerindeki baskıya bakmak bile yeterli. Yeşil alanları kaybettikçe kentlerin serinleme imkânını da azaltıyoruz. Büyümeyi planlarken yaşamı sürdüren bu koşulları ne kadar hesaba katıyoruz?

Astronotların Dünya'yı uzaydan gördüklerinde yaşadıkları algı değişikliğine Genel Bakış Etkisi (Overview Effect) deniyor. Ron Garan 4 Ağustos 2026 tarihli söyleşisinde bunu özellikle açıklamış: “Genel Bakış Etkisi” Dünya'yı uzaydan gördüğünüzde ortaya çıkan bir farkındalık değişimi... Yine kendisinin ifade ettiği “Yörüngesel Perspektif” ise bu farkındalığı kararlarımıza ve davranışlarımıza taşıma yaklaşımı olarak tanımlıyor. Açıkçası fark etmek yetmiyor; bu yeni bakış açısını kararlarımıza da yansıtmamız gerekiyor. 

Bu bakış açısının gündelik hayatımızdaki karşılığına bakalım. Sabah uyandığımızda dünyanın durumunu öğrenmek için ekranlara bakıyoruz. Döviz kurları, borsa endeksleri, büyüme tahminleri… Ekonomik göstergeler olumluysa işlerin iyiye gittiğini düşünmek istiyoruz. Günün telaşına karışmadan önce, hayatın nasıl ilerlediğini birkaç göstergeden anlamaya çalışıyoruz. Garan’ın hatırlattığı gibi, ekonominin varlığı gezegenin yaşamı sürdürebilmesine bağlı. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz aşağıdayken neden bu bağımlılığı bu kadar kolay unutuyoruz?

Elbette bir şeyin uzaydan görünmemesi, onun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Hukuk da görünmez, dostluk da. Bir borcun ağırlığını, işsiz kalma korkusunu veya ay sonunu getirme çabasını yörüngeden seçemezsiniz. Bunların hepsi, yaşayan insanlar için gerçektir. Fakat uzaktan bakmak, önem verdiğimiz şeylerin hangi koşullarda var olabildiğini hatırlatabilir.

Bir fabrikanın su giderini muhasebe kayıtlarında kolayca bulabiliriz. Aynı fabrikanın bulunduğu havzada su azalırken geleceğin nasıl değiştiğini görmek daha fazla çaba ister. İlkinde elimize bir fatura gelir. İkincisinde sorumluluk, zamana ve çok sayıda insana dağılır. Bu yüzden faturayı hemen, geleceği ise çoğu zaman geç fark ederiz.

Daha iyi yaşamak için daha çok çalışıyor, sonra çalışmaktan yaşamaya zaman bulamadığımızı söylüyoruz. Çocuklarımızın geleceğini güvenceye almak için uğraşırken onlarla geçirebileceğimiz bugünü erteliyoruz. Sağlığımız sayesinde kazandığımız parayı, bir süre sonra sağlığımızı geri kazanmak için harcıyoruz. Bunlar herkesin kolayca içinden çıkabileceği çelişkiler değil. Geçim zorunluluğu kuşkusuz bir gerçek. İnsanlara yalnızca “önceliklerini değiştir” demek, içinde bulundukları koşulları görmezden gelmek olabilir. Yine de hem kişisel hayatımızda hem ortak kararlarımızda şu soruyu sormaya ihtiyacımız var: Başarı diye ölçtüğümüz şey, korumak istediğimiz hayata hizmet ediyor mu?

Tam da bu noktada, hayatımıza biraz uzaktan bakmanın değeri ortaya çıkıyor. Günlük zorunlulukların ortasında, kullandığımız ölçüler zamanla amacımızın yerini alabiliyor. Maaşımızı biliyoruz ama kendimize ayırabildiğimiz zamanı hesaplamıyoruz. Üretim miktarını izliyoruz ama üretimin devamını mümkün kılan koşulları aynı titizlikle takip etmiyoruz. Bir süre sonra kolay ölçüleni, önemli olanın tamamı sanmaya başlıyoruz. Oysa kurduğumuz düzenler insan ürünü. Para, şirketler, kurumlar ve başarı ölçütleri uzun bir tarihin içinde şekillendi. Onları değiştirmek güç olabilir; fakat nasıl işleyeceklerine dair karar verme sorumluluğu hâlâ bize ait. Bu sorumluluk, güzel bir Dünya fotoğrafından etkilenmenin ötesine geçmeyi gerektiriyor. Bir yatırım kararında, bir belediye bütçesinde, bir fabrikanın su kullanımında veya kendi çalışma düzenimizde görünür olmalı. Bakış açısının değeri, karar anında neyi hesaba kattığımızla anlaşılır.

Herkesin uzaya çıkması mümkün değil. Fakat bir karar vermeden önce görüş alanımızı biraz genişletebiliriz. Kazancın yanında bedeli, bugünün yanında yarını, kendi payımızın yanında başkalarının hayatını da görebiliriz. Akşam eve döndüğümüzde günün rakamlarına yeniden bakacağız. Bazıları yükselmiş, bazıları düşmüş olacak. Belki o gün bir soru daha sorarız: Bütün bu hesapların sonunda, yaşamaya değer bulduğumuz şeylere ne oldu?



Bu Yazıyı Puanla

0/5 (0 oy)

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

0/1000
Güvenlik Kodu
Alper Tunga

Alper Tunga Dost

<div>Alper Tunga Dost, Türk bir romancı, deneme yazarı ve insanlarla çevresindeki dünyayı ömür boyu gözlemleyen bir kişidir. Mühendislik ve su arıtma sektöründe uzun bir...

Tüm Yazılarını Gör